Kemal Oruç ile “Arınma” – Önsöz Dergisi Söyleşisi


Kemal Oruç ile “Arınma”

-Önsöz Dergisi 41. Sayı-

Okurlarımız sizi zaten yazılarınızdan tanıyor. Hazırladığınız tiyatro rehberleriyle tiyatroseverlere yol gösterici oluyorsunuz. Bu alandaki katkılarınız için teşekkür ederek başlayalım, dedik söyleşimize. Yeni bir oyunla ‘sahne’ dediniz. “Arınma” adlı oyununuza geçmeden önce sizi bu oyunu yazmaya ve oynamaya iten nedenler üzerinde durmak istiyoruz. İşinden, öğrencilerinden edilen binlerce öğretmenden birisiniz. Bize biraz kendi sürecinizden bahsedebilir misiniz?

Öncelikle teşekkür ederim. Drama öğretmeni olarak on yıldır çalıştığım özel okuldan MEB soruşturması sonucunda 16 Kasım 2018’de 657’yle ihraç edildim. Soruşturmada adım ‘tanık’ olarak geçiyor. Yani aslında soruşturma benimle ilgili değil. Çalıştığım kurumu benim üzerimden sorgulamaya çalıştılar. Olmadı! Nasıl olduysa sonunda ben ihraç edildim ve çocuklarımdan uzaklaştırıldım. Öncelikle kimse beni açlıkla terbiye edemez. Ben 7 yaşından beri çalışıyorum. Her işte çalıştım. 22 yıllık tiyatro emekçisiyim. Ve emek vermekten de mücadele etmekten de asla vazgeçmem. “Arınma”nın fikri ihraç edildiğim gün ortaya çıktı. On yıllık alışkanlığın sonucu ve çocuklardan ayrı kalacak olmanın üzüntüsüyle bir an kendimi boşlukta buldum ve “Mücadele etmesem ne olur?” sorusunu sordum kendime. Zaten ihraç edilen emekçileri yakından takip ediyordum. Birçok emekçiyle söyleşi yaptım. “Arınma”nın ilk notlarını almaya başladım. Ve sonunda oyunu bir Brecht sözü üzerine kurdum: “Mücadele eden belki yenilgiye uğrayabilir; mücadele etmeyen ise zaten yenilmiştir.” Oyunun yazımını 16 Şubat’ta tamamladım, 19 Şubat’ta da yardımcı yönetmenim Ozan Temizel’le provalara başladık. İki aylık yoğun prova süreci sonunda 19 Nisan’da prömiyer yaptık.

Gazetelerin üçüncü sayfa haberi olarak geçen “İşten atılan işçi yedinci kattan atlayarak intahar etti.” cümlesinde yatan gerçeği ve hikayeyi kendine dert edinmiş bir oyun “Arınma”. Aynı zamanda mücadele edilmezse karşılaşılacak yıkımın ne olacağını acımasız bir dille anlatmışsınız. Arınmak sizce ne demek?

Drama Kumpanya olarak hazırladığımız bu oyun mücadeleden kaçan insanın yıkımını anlatıyor. Ve elbette bütününde mücadelenin önemini vurguluyor. Kapitalizm insanın ve insanlığın düşmanıdır. İnsanı sınırlara sürükler ve direnmezseniz sizi kullana kullana yok eder. “Kapitalizm bizim düşüncelerimizi, duygularımızı, zamanımızı, uykumuzu, sevgimizi, suyumuzu, havamızı, toprağımızı öldürüyor.” Ve biz müdahale etmediğimiz sürece de bu devam edecek. Oyun bu gerçekliğin üzerine kurulu. Mücadele etmezsek yıkım var. Emekçiler birbirini kapitalizme karşı eğitmeli. İşte benim bu oyundaki amacım tam da bu!

Oyundaki arınma aslında karakterimizin gerçeklikten korktuğu ve kaçtığı için kendi kendine uydurduğu bir oyun. Çalıştığı üst düzey şirkette müdür yardımcılığı teklifi beklerken bir paragraflık sosyal medya paylaşımı nedeniyle işten atılır. Kendini evinin bir odasına hapseder ve orada hayatını gözden geçirip kafasının içindekilerle hesaplaşmak ister. Bu eyleme de ‘arınma’ der. Gerçeklerden kaçarak asla arınamayacak. Gerçek de çözüm de dışarıda! Gidip gerçeklerle yüzleşmesi gerekir! Oysa bizim karakterimiz yönetici olduğu üst düzey şirketin önündeki işçilerin direnişini bile ancak işsiz kaldığında, direnişin 47. gününde fark ediyor. Uyanmak zorundayız! Kapitalizm zaten bizi duvarların arasına, o da olmazsa kendi içimize kapatmaya çalışıyor. Çözüm daralmakta değil, genişlemekte… “İnsanlara ulaşmalı, doğaya karışmalı, dertlere, mutluluklara bulaşmalıyız.” Bütün bu haksızlıkları haykırmalıyız! Oysa karakterimiz ne zaman korksa kaçmış… Maalesef bu olumsuz eylem yıkımla sonuçlanıyor.

Sahne tasarımı ve ışık kullanımıyla bambaşka bir oyun bulduk karşımızda bize biraz oyunun mutfağından bahseder misiniz?

Oyun sırasında ışığı da müziği de sahne üzerinde ben yapıyorum. Oyun dışından bir etki olsun istemedim. Her şey karakterin kendini kapattığı odada olup bitsin; böylece izleyiciler de o kapanıklığı ve sıkışmışlığı hissetsin istedim. Oyuna gelen herkes buna çok şaşırıyor ve bu da benim hoşuma gidiyor. Diğer bir taraftan izleyenlerin çoğunun “Oyunda kendimi gördüm.” demesi de metnin gerçekliğini ve oyunun hedef kitleye ulaştığını gösteriyor. Verdiğimiz emeğin olumlu sonucunu görmek beni mutlu ediyor.

“Ben hepinizin dikenli anısı olacağım ve her aklınıza gelişimde canınıza batacağım.” diyen bir karakter var sahnede. Bu karakteri canlandırmak senin için zor oldu mu? Karmaşık bir kişilik, zor bir durum ve insanın hayattan vazgeçeceği bir durumdaki duygularını canlandırmak hiç kolay değil. Neler yaşadın? Neler hissettin? Nasıl baş edebildin bu karakterle?

Karaktere hem karşı geliyorum hem de onu anlayıp ona acıyorum. Karaktere farklı yönlerden baktığımda bambaşka toplumsal ve bireysel sorunlar görüyorum. Bu karakteri anlamak ve canlandırmak ise ancak kapitalist sistemde bireyin içinde bulunduğu koşulları göz önüne alarak mümkün. Bu karakter hem kapitalizmin yıkıma sürüklediği hem de zaten işten atılmadan önce kapitalist sistemde yönetici konumunda olmak isteyen bir insan. Bunun diyalektiğini anlamak gerekir. Haklı olduğunu düşündüğü birçok konuda aynı zamanda haksız. Yenilgisini kabullendiği birçok konuda aslında haklı. Kapitalizmin önüne koyduklarının sevdasına kapılmış bir beyaz yakalı. Sınıfını bilmiyor. Bu sebeple işten atılıp derin boşluğa düştüğünde hayatın cılız bir rüzgarında oradan oraya savrulup duruyor. Diğer bir taraftan, çok yönlü bir karakter ve bir oyuncu olarak onu oynamak bana inanılmaz keyif veriyor. Ayrıca karakterimiz merkezde olsa da toplamda 12 karakteri canlandırıyorum. 22 yılda, 60 küsur oyunda yer aldım; ilk kez bir oyunu oynamayı bu kadar özlüyorum. Oynadığımda aldığım güzel yorumlar beni daha da yüreklendiriyor. Bu oyunu yıllarca oynayacağım gibi görünüyor.

Bu söyleşi için Önsöz Dergisi’ne teşekkür ederim.

Oyunumuzun gösteri programına www.dramakumpanya.com’dan ulaşabilirsiniz.